Üç Kedi Bir Dilek ve Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor

” Damda üç kedi: Piti, Pati ve Pus, sırtüstü uzanmış gökyüzünü seyrediyorlar… Peki  ne bekliyorlar? Belki de bir dilekleri var yıldızlardan… Sara Şahinkanat’ın yazdığı  Üç Kedi Bir Dilek’e hayranlık uyandıran resimleriyle varlık kazandıran Ayşe İnan Alican eşlik ediyor.”

Bu kitap bize bu sene hediye edildiğinde açıkçası çok heyecanlandım, kapak çizimlerinden ve kağıt kalitesinden  oldukça etkilendim. İlk izlenimlerim şu şekilde oldu: uzun zamandır Türkçe hikaye yayınlarında bu kadar zevkli çizimlere rastlamamıştım; arka kapak yazısı bunlatıcı değil ve ilgi çekici; fiyatının hakkını veriyor galiba ve tüm bunlar daha iç sayfalara geçmedendi.

Kitap kısaca bir gece damdaki 3 kediden birinin daha meraklı oluşu, bir dilek dilemesi ve diğer 2 kedinin onun hayalini gerçekleştirmek için çabalarını anlatıyor. İlk sayfa anlatım açısından sade başlıyor, ama devamındaki sayfaları okumaya başladığımda biraz hayal kırıklığına uğradım. Hikaye, çizimlerin yanında zayıf ve heyecansız kalmış. Konu iyi seçilmiş, kurguya önem verilmiş ancak anlatım bana göre na-tamam. Yazar, Yabancı yayınlarda çok sık kullanılan şiirsel, kafiyeli yazım tekniğini uygulamak istemiş. Sanırım bundan kaynaklı bir olmamışlık, zoraki cümleler oluşturma çabası gördüm. Yabancı yayınlardaki bu tekniği çok seven biri olarak, kendi dilimdeki bu çabayı görmeyi takdir ettim, ancak oldukça zor bir yöntem bu. Kelimeler kafiyeli olsun diye çoğu zaman cümleler devrik bir hal alabiliyor. Bu sebeple bahsettiğim bir yapaylık ortaya çıkabiliyor.

Yazarın bu ilk kitabı değil, “Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor” ile 2008 senesinde piyasaya çıktı. O zaman da şiirsel anlatım diliyle yazılmış olan hikaye, bir anda geniş kitlelerde ilgi uyandırdı. Hatta, İstanbul’daki birçok anaokulu öğretmeni arkadaşım tarafından “harika, çocuklara okumayı en sevdiğim kitap” diye bahsedilmişti. Şahinkanat’ın bu kitabında hikaye inanılmaz içten, eğitici ve etkiliyeci: okula giderken giyinmekten, dolayısıyla kendinden ve kimliğinden mutsuz olan küçük ahtapot Nino birgün kendisinin aslında ne kadar özel biri olduğunu keşfediyor.Pedagojik açıdan önemli konulara değinen hikayede, birçok duyguyu beraber hissetmek mümkün.

Eleştirebileceğim birkaç noktası ise şöyle: görsel çizimler bana çok çekici gelmedi diyebilirim, sayfaları çevirdikçe ısınamadım bir türlü karakterlere. Bu elbette kişisel bir yaklaşım; ancak çocukların farklı çizimleri görerek “farklı olmayı” benimsemeleri önemli bir eğitimdir. Bir de Nino’nun halinden mutsuz oluşunu “Tanrı”ya yakarışı bölümünde durdum ve düşündüm. Dini açıdan değerlendirmekten ziyade, kültürel ve dil açısından kaç kişinin “Tanrı” kelimesini ne sıklıkta kullandığını sorguladım. Burada yazarın, kişisel bir tercih yaptığı kanısındayım; belki bazı aileler için önem taşıyacak bir detay değil, belki çocuklar dinlerken farketmeyecek ama 5-6 yaşındaki bir çocuk “Tanrı ne demek?” sorusunu sorabilir. Bu durumda çocuklar öğretmenlerinin veya anne-babalarının açıklamaları doğrultusunda kafalarındaki soruyu tatmin edecek bir cevap mutlaka alacaktır.

 

Bu yazı Tavsiye Ettiklerim kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum icin asagidaki soruyu cevaplayin * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.