Pamukla Sarmalanmış Çocukluk

Çocuklarımızı tehlikelerden uzak tutmak istemek çok doğal, hatta bazen bunu gereğinden fazla yaptığımız olur. Ama unutmamalıyız ki, çocuklarımızı en küçük bir hayalkırıklığından veya hatadan uzak tutmaya çalışmak düşündüğümüzden daha yorucu olabilir. Alternatif bir yöntem, çocuklarımıza zorluklarla baş edebilmelerini öğretmektir. Onlara problemler karşısında kullanabilecekleri yöntem ve becerileri verirsek hem özgüvenlerini geliştirmelerine katkıda bulunur hem de ortaya çıkan duygularını tanımalarını sağlarız.

İlk adım çocuklarımıza gergin hissetmenin, kızmanın, üzülmenin veya başarısızlığın doğal ve sağlıklı olduğunu göstermektir. Onların, bu duygu ve tepkilerin geçeceğini anlamalarını sağlamalıyız. Aslında, ilk adım bizim yetişkin olarak negatif olarak adlandırılan duygu ve tepkileri doğal karşılamamızdır. Ne de olsa, bebekler ve çocuklar ebeveynlerin uydularıdır.

Örneğin, 13 aylık bebeğiniz yeni bir ortama girdiğinde veya yeni yüzler kendisine karşılaştığında şiddetle ağlıyor, kaygı seviyesi çok artıyor ve boynunuza yapışarak sizi bırakmak istemiyor. Böyle bir durum yokmuş gibi yapmak, ağlasa da “Böyle öğrenir, azıcık zorlansın.” demek veya bunların tam tersi, hemen ortamdan veya kişilerden uzaklaşarak hiçbir şey olmamış gibi davranmak, bebeğimizin/çocuğumuzun yaşadığı duygu veya tepkiyi görmezden gelmek anlamına gelir.

Minikler, bizim desteğimizle hayatın evrelerini öğrenir ve gelişirler. Biz ne kadar bir durumdan kaçar veya ölçüyü kaçırıp olayın üzerine çok gidersek, çocuklar da bu şekilde problemlerle başa çıkmayı öğrenirler. Birçok anne-baba tarafından denenmiş ve uzmanların her daim dile getirdikleri en başarılı yöntem, öncelikle bebeğimizin/çocuğumuzun stresli olduğunu hissettiğimiz anda ona sözel olarak destek çıkmamızdır. Kelimelerin üstüne çok bastırmadan (Örn. Çok mu korktun arıdan?) ancak duygusunu da geçiştirmeden onun yanında olduğumuzu ve güven hissetmesini sağlamalıyız.

Günlük İpuçları kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 yorum

Güvenli Bir Ev Ortamı İçin


 

 

 

 

 

 

Çocuklar oynayarak ve değişik şeyler deneyerek, keşfetmeyi öğrenirler ve Neden-Sonuç becerisini kazanırlar. Ama bazen bunu, sizin onları sürekli izlemeden ve müdahale etmeden yapabilmeleri gerekir. Bunun için evde güvenli bir ortam yaratmak çok önemlidir.

Güvenli bir ev ortamı, sadece çocuklarınız için değil aynı zamanda yetişkinler için de gereklidir. Kaza, her zaman ve her şekilde başımıza gelebilir; ancak ölçüsünde hazırlıklı olmanın bir sakıncası yoktur. Keskin ve sivri uçlu alet/bıçakları kaldırarak, ilaçları ulaşılmayacak yerlere koyarak veya çocuğunuza bisiklet & scooter kullanırken kask takarak hem onları kazalardan korumuş hem de siz de bir nefes almış olursunuz. Ayrıca, sürekli olası tehlikelerden kaygı yaratmamış ve çocuğunuzun arkasından sürekli “Elleme! Yapma! Dokunma! Ne dedim?” şeklinde bağırmamış olursunuz.

Güvenli bir ev ortamı yaratmanın bir başka yolu, çocuğunuzun ilgisini çekebilecek değişik aktivite ve uğraşlar yaratmaktır. Bunun için son moda, en çok zeka geliştiren oyuncakları almanız gerekmez. Ama, duyularını geliştirmesine katkı sağlayacak görsel, işitsel ve dokunsal her türlü malzeme ile miniklerin aktif olmalarına yardımcı olabiliriz. Unutmayın, sıkılan çocuk gergin olur; ne yapacağını bilemez ve yanlış seçimler yapmaya meyillidir. Eğer, hem çocuğunuzun meşgul olmasını hem de siz ebeveyn olarak gereksiz yere gerilmek istemiyorsanız, güvenli bir ev ortamı yaratıp farklı uğraşlar ile ev için huzuru ve dengeyi sağlayabilirsiniz.

Günlük İpuçları kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tiddler- Hikaye Anlatan Minik Balık

 

 

 

 

 

 

 

 

Nerden başlasam, nasıl anlatsam? Hem benim hem de Ali’nin okumaya doyamadığımız kitaplardan bir tanesi. 2007 yılında İngiltere’de Julia Donaldson tarafından yazılan ve Alex Scheffler’in resimlediği “Tiddler- The Story Telling Fish”Tiddler’ın hayal dünyasında kaybolup her sabah okula geç kalmasını konu alıyor. Masalın en başarılı yanı, çocuklara hayal kurmanın ve yaratıcı olmanın güzelliğini sunması. Her zaman olduğu gibi yazar Julia Donaldson, kafiyeli cümleler ile masalı keyifle dinlenebilir hale getiriyor:

... “Sorry I’m late. I was riding on a seahorse.” “Sorry I’m late. I was flying with a ray.” “Sorry I’m late. I was diving with a dolphin.” “Tiddler told a different story every day.”

Kitabın bir başka amacı balık türlerini ve deniz canlılarını sıkıcı olmadan küçük çocuklara tanıştırmak. Tiddler masalını nereden bulabilirim diye üzülmeyin. İş Bankası Kültür Yayınları, “Minik Balık” ismiyle Türkçe’ye çevirip yayınlamış.

İtiraf etmeliyim ki, İngilizcesi daha başarılı; kelimelerin birbirleriyle oyunu dil ve artikülasyon gelişimi açısından çok faydalı. Karakterlerin kimi zaman birbirleriyle dalga geçmesi, sosyal gelişim yönünden de çocuklara toleranslı olmayı ve bazen gülüp geçebilmeyi gösteriyor. Hikayedeki gizli kahraman ise, Tiddler’ın her zaman hakkını koruyan, ona destek çıkan ve hatta başını dertten kurtaran sınıf arkadaşı Little Johnny Dory.

İlginç bir şekilde bu kitap, Ali 18 aylıktan itibaren akşam saatleri bizim yemek masamızdan hiç eksik olmadı. Eşim ile farkettik ki, her balık yemeği yaptığımızda Ali “Tiddler’ı oku Anne” demeye başlamıştı. Bir ara, o dönemlerde akşam yemeklerinde masamız aklınıza gelen her türlü kitap, oyuncak, oyun hamuru, kalem, defter vb görsel malzemeyle doluydu. Onun bazen oyuncakları ile oynamasına izin verdik, bazen de defterlere karalama yapmasına. Ali’nin yemeğe ilgisinden çok, mama sandalyesinde kalmasını sağlamak için geliştirdiğimiz tekniklerdi. Tiddler’ın hikayesi, acaba balığı yerken ters tepki yapar mı diye bizde kaygı seviyemizi arttırırken, bir de baktık ki Ali çatalına batırdığı Alabalık parçasına “Hihihihi Anne bak, Tiddler” diyor. Ondan sonraki günlerde, balığın yanındaki ızgara sebzelere ya balık ya da deniz canlıları ismi vermeye başladık. Babasının sayısız teşvikleri ve benim komik seslendirmelerimle, yemek düzenmizdeki en sancılı ve zor dönemlerimizi bu kitapla aşar olduk.

Bir kitapla çocuk yemek yemeyi öğrenir mi? Hayır tabi ki. Ama hikaye anlatımı ve bazen bir karakter çocuğunuzun ilgisini çekerek onu belli bir gıda maddesine ilgi duymasına yardımcı olabilir. Yeni yollar denemekten çekinmeyin, yeter ki deneyin..

 

Hikaye Anlatımı, Tavsiye Ettiklerim, Yemek Alışkanlığı kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Mini Grup Aktivitesi

Meslek hayatımda çalışmaktan en çok zevk aldığım yaş gruplarından bir tanesi Hazırlık Sınıfı. İngiltere’de bu sene Eylül Ayı’nda 2010 doğumlular Reception okuyacaklar. Türkiye ile karşılaştırıldığında oldukça erken ancak burada “eğitim” zaten erkenden başlıyor. Hem aile içindeki yaşayış ve doğal gelişim “öğrenme” olarak nitelendiriliyor; hem de 4 aylıktan itibaren bebekler anneleri ile birlikte Anne-Bebek gruplarında ilk aktvitelerini tatmış oluyor.

Anaokulu ve ilkokul düzeyindeki eğitim yöntemleri Türkiye’ye kıyasla daha yaratıcı ve özgün olabiliyor. En büyük farklılıklardan bir tanesi, çocukların Reception- Hazırlık sınıfından itibaren toplu olarak yaptıkları sınıf çalışmalarının yanısıra, gelişim hızları ve özelliklerine göre küçük gruplar halinde aktivite ve ders yapmaları.

Teacher Led Mini Group Activity/ Öğretmen Yönetiminde Küçük Grup Aktivitesi

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıdaki resimde yakın zamanda yaptığım bir “Collective Story Creating/ Birlikte Hikaye Yaratımı” çalışması bulunmakta.

  • Giriş bölümünde öğretmen hikayenin genel özelliklerini anlatıp örnekler gösteriyor, ki bu yaş grubuna yönelik anlatım en fazla 15-20 dakika oluyor. İkinci bölümde kısa bir örnek gösterip hikayenin ne olacağına çocuklarla beraber ortak karar veriyoruz.
  • Bir veya en fazla iki karakter resimlendirilip, onları tasvir eden kelime, sıfat ve zamirler büyük bir flipchart’a öğretmen tarafından yazılıyor.
  • Sonrasında, karakterimizi nasıl konuşturabileceğimiz ve/veya onu hiç dahil etmeden sadece anlatıcı olarak hikayeyi nasıl kurgulayacağımızı belirliyoruz.
  • Kim/kimler, nerede, ne zaman, ne yaptı/yaptılar ve ne oldu kurugumuzu oluşturan içerikler.
  • Son aşamada tüm içerikleri bir araya getirip sonuç bölümü oluşturuluyor. Hikaye önce öğretmen tarafından, sonra da arzu eden çocuk/çocuklar tarafından anlatılıyor. (4.sınıftan itibaren de çocuklar bu çalışmayı  kendi gruplarını kurarak ve yöneterek yapabilirler. Çalışma bitiminde yine toplu olarak hikaye anlatılıyor.)

Bu çalışmanın en büyük özelliği hikayenin o gün, o sırada spontan olarak yaratılmasıdır. Her çocuğun hikayeye katkısının olması ayrıca çok önemli, böylece farklılıklar deneyimi zenginleştiriyor. Çocukların keyifle katıldıkları ve merakla hikayenin sonucunun beklendiği bu uygulama sabah saatlerinde yapıldığında, zihin açık ve yaratıcılık kanalları daha kolay harekete geçtiği için sonuçlar daha verimli oluyor.

Denemeye ne dersiniz?

Hikaye Anlatımı kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kaç Kilo Sütün Var Yavrum?

“Sütün var mı? Var işte. – Ne kadar geliyor? Geliyor yani. – Emzirebiliyorsun? Evet. – Geliyor mu sütün? Buna cevap vermiştim sanırım. – Ne kadar emziriyorsun?  Eee, yeteri kadar. – Neden Aptamil veriyorsun? Takviye olsun diye. – Yeterli değil mi sütün? Acaba nasıl bir cevap versem bilemiyorum çünkü birazdan öyle laflar edeceğim ki ayıp olacak..” (Çok kibarım değil mi?)

“Benim sütüm çok, tahtaya vur Eda’cım.” – Maşallah… “Yani bir geliyor, bir fışkırıyor ki tüm gecelik sırıl sıklam. Sabah akşam bööle böööle taşıyor da süt yetiştiremiyorum bizim oğlana” – Ne güzel…

1 ay sonra..

“Edacım nasılsınız bakalım, kuzucuk ne güzel büyümüş.”– Evet teşekkürler, büyüyor işte. “Biliyor musun ne çok memnunum şu Aptamil’den. İyi ki başından beri böyle alıştırmışım.” – (Bismillah konu gene emzirme) Eee, şey, Aslı’cım sen emzirmemiş miydin? “Aaa yok, baştan beri Aptamil şekerim.” – Hmm…

Bu ayki Mother & Baby Uk dergisinin baş konularından biri emzirmek üzerine. İster istemez eski anılar canlandı. İlk kez denemeler, bebeğimin sıcaklığını hissetmek, o harika paylaşım ve sonraki geçen birkaç zor günün etkileri. Ardından, kaç kere yukarıdaki sorulara ve sohbetlere maruz kaldığımı düşündüm. Medikal içerikli olanların dışında kaç kere karşımdaki kişiyi kırmamak adına lafı geçiştirmeye çalıştığımı anımsadım. Yok meme ucu muhabbetleri, tazzikle fışkırır mı diye ertesi günü beklemeler, fısırıktan dolmayan elektirkli veya manuel süt pompalarına para vermeler, yüzünüze emziremeye dair kendi yaşadığı gerçeği söylemekten çekinen çehreler. Sonra aklıma şu geldi: acaba karşınızdaki kişiye eşiyle arasındaki özel hayatın münasebetlerini sormak ne kadar doğaldır? Hayal gücünüzü bir çalıştırın, sorulabilecek ne çok muzip soru var değil mi? 🙂 🙂 Sorar mıydınız? Hayır mı? Yani, kimseyi ilgilendirmez (doktor veya uzmanlar hariç) Hmmm, anladım… O zaman neden bir anneyle bebeği arasında olan bu özel ilişkiye dair bu tür sorulara ve uzun sohbetlere maruz kalıyoruz? “Bu konuya dair soru sormanızı istemiyorum veya konuşmak taraftarı değilim” demek (ki bu cümlelerde niyet saf olsa bile, kişi yanlış anlaşılır her zaman), sütüm gelmediği anlamına gelmez. Yani, gümbür gümbür emzirirken de cevaplamak istemeyebilirim. Neticede benim özelim, saygı gösterilmesini hak ederim.

Her geçen gün emzirmek üzerine sayısız makale ve yazı yayınlanıyor. Yazmak ve paylaşmak çok önemli, deneyimin paylaşılmasının sonuna kadar arkasındayım. Daha gerçek, daha samimi ve yürekten geliyor bana. Ayrıca, emzirmenin faydalı ve çok gerekli olduğunu vurgulamak ve bir şekilde geniş kitlelere ulaşmak lazım.Ama öte yandan her anne kendi yaşayarak ve kişisel deneyimle öğreniyor emzirme sürecini. Beni sık sık düşündüren kısım ise devletin ve sağlık bakanlığının toplumu “eğitmek” görevini başarıyla tamamlamak için aslında bizlere ve bilinçaltımıza farkında olmadan negatif mesajlar tohumlaması. Nihayetinde, zaman zaman anneliğimizi sorgulamamıza kadar itecek çıkarımlara sonuç vermesi ve daha ötesi uzun süreler bunu hatırlayıp zihin kirliliğine sebep olması.

Bebeğimi yeterince emzirmiş ve Aptamil ile takviye yapmış bir anne olarak, yeni anne adaylarına “emzirmeye dair olmayan” paylaşımım: Anne olmanın ilk adımı emzirmek değildir!!! Bilinçli yakınlarımız, doktorlar ve sağlık uzmanları zaten hep yanımızda; doğru kaynaklar ve insanlar bize destek çıkmaya her zaman hazırlar. Onlardan destek alalım, korkularımızı ve kaygılarımızı paylaşalım. Bu yöntemleri değerlendirelim, yoksa var oluşumuzu sorgulamaya başlarız; yeterince iyi bir anne olamamaktan, çabalayıcı bir kişi değilmişiz gibi hissetmekten kendimizi kurtaramayız. Ali doğduğunda evimize gelmiş olan sağlık uzmanı, gözyaşlarımı ve yukarıda bahsettiğim duyguları yaşadığımı hissetmiş olmalı ki, ellerimi sıkıca tutup şunu dedi: “Anne olmanın ilk adımı emzirmek değil; bebeğinle bir bağ oluşturmaktır, bebeğini sevmektir. Herşeyin bir çözümü var. Yeter ki başını kaldır, yoksa ikiniz de dibe düşersiniz.”

Sevgili Lida, iyi ki o gün seninle tanışmışım, iyi ki sana güvenip anneliğin emzirmekten ibaret olmadığını havada uçuşan hormonlarım arasında erkenden farketmişim. Geçmiş 30 Mart 2014 Anneler Gününüz kutlu olsun!! Tüm anne ve anne adaylarına Londra’dan kucak dolusu sevgiler.

Emzirmek kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | 3 yorum

“Ali nasıl bir gün anneye vurdu, hatırladın mı?”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçen Cumartesi yaklaşık 3 saat süren bir bisiklet kurma operasyonu sonunda:

– Allah aşkına geri götürelim Murat.. Baksana perişan olduk çoluk çocuk hepimiz.

– Götürelim evet.. Yok götürmeyelim.. Az kaldı Eda, bitiriyorum. Selesiyle tekerlekleri taktıktan sonra, frenleri bağlayacağım ve vidaları sıkıştırıp ve ve…

BÖÖÖÖÖEEEEĞĞĞĞ BİSİKLETİME BİNMEK İSTİYORUUMMM BÖÖÖÖÖEEEĞĞĞĞ

– Dur Alicim, şimdi bitti Alicim, ay delireceğim Murat! Ne olur biraz daha dayan Ali! Trallala laaa laaa Wheels on the bus go round and round..

BÖÖÖEEEĞĞĞĞĞĞ MY WHEELS (Tekerleklerim).. I WANT MY WHEELS BÖÖEEĞĞĞĞĞĞ (Tekerleklerimi istiyorum)

KURAL 1: “Eveet haydi bakalım şimdi bisikletini kuruyoruz, Ta Taaaa” deyip beraber onu kurmayın!!

KURAL 2: “Şimdi Baba/Anne kurusn biz izleyelim, bak sen şurda güzelce otur.” demeyin, gözünün önünde kurmayın!!

KURAL 3: “Aaaa biz en iyisi içeri gidip oyun oynayalım, Baba/Anne içerde kursun” demeyin, yani çocuğunuzun ev hudutları içindeyse kurmayın!!

ÖZET: Siz siz olun 3 yaşına yaklaşmakta olan çocuğunuzla, onun için alınan bir oyuncağı/eşyayı beraber kurmayın! Kurulmuş hazır olarak önüne getirin.

Yoksa bizim Cumartesi günü yaşadığımız ve bütün bir güzel günün izlerini silen, Ali’nin hiç gerek yokken sinir harbi geçirip nerdeyse kurdeşen dökmesine sebep olacak krizleri yaşarsınız. Neden hazır bisiklet almadık? Efendim uzun uzadıya yazmaya gerek yok, bu alıştırma bisikletiymiş, zaten bir süre sonra süresi dolacakmış, o dakikada beğendik aldık. Asıl mevzuu, 3 saat süren bisiklet inşasından sonra kızarık gözlerle ama mutluluktan ne dediğini bilemeyerek evin içinde binilen bisikletin akıbeti ertesi gün çıktı. Ali’nin sabah beni görür görmez ilk cümlesi şu oldu:

“Anne, hani nasıl bir gün Ali anneye vurdu ve sonra annesi Ali’ye kızdı ve bütün oyuncaklarını kaldırdı? Hatırladın mı?” (Tek seferde oyuncak kaldırma yöntemi değil tabi ki, adını benim koyduğum Son Seçenek Yöntemi) Cevap vermeden 5-7 saniye kadar bekledim, beklerim hep.. Sonra Ali tekrar konuştu: “Hatırladın mı anne? Hatırladın mı? Beni duyuyor musun?”

“Evet Ali’cim seni duyuyorum ve evet hatırladım.” Ben bunu söylerken ve kahvaltı tabağını almak için dolabı açarken meğerse Ali o sırada eline bir oyuncak almış ve baktım ki üst üste bacağıma, her seferinde daha da hızlandırarak vuruyor. Yine bekledim, bekledim ve hiç tepki vermeden bekledim. Arkamı bile dönmedim, dönseydim de göz teması kurmazdım. Ali bir süre sonra durdu; yine yapsaydı o zaman arkamı dönecek ve uyaracaktım. Şimdi burada hemen araya bir açıklama yazıyorum: bazen beklemek, gelebilecek davranışa izin vermek asıl problemin ne olduğunu anlamanıza yardımcı olur. Özel durumlarda tepki vermeden çocuğumuzu izleyerek onu gerçekten anlarız. Bütün gün Ali’nin kızgınlığını vurarak, en ufak bir kelimeye karşı negatif yaklaşarak, en sevdiği arkadaşını iterek, kafasına bahçedeki minik süpürgeyi indirme eylemleri yaparak ve herşeye inat ederek tepki vermesi ile neye uğradığımızı şaşırdık. Beni yanlış anlamayın, Ali hiç kızgınlık ve tepki göstermemiş bir çocuk değil ama onu bu kadar kızgın, daha doğrusu kırgın görmemiştik. Ekim Ayı’nda ilk kez bir Montessori Anaokulu’na başladığında bu kadar üzülmüştü, onun dışında 2 yaşından itibaren kararında ve doğal tepkileri oldu diyebilirim.

“Bugün iyi ki bitti Murat; yoksa daha nasıl Ali’yi sakinleştirirdik bilemiyorum.”

Gestalt Terapi Eğitimi sırasında öğrendiğim ve daha sonra tüm alanlarda kullandığım bir kavram var: kişi karşısındakine birşey yapıyor, söylüyor veya ima ediyor ki, karşı taraf bir tepki veriyor. Yani önce sen bir durum yaratıyorsun, herşey önce sende başlıyor. Çok basit, hepimizin bildiği bir cümle değil mi? Kimi zaman kabul etmesi çok zor birşey, ama karşı tarafı suçlamadan önce gerçekten ve gerçekten bir kendimizi sorgulayalım. Ebeveyn-çocuk ilişkisine yansıtırsak bunu herşey çok daha basit ve sade, çünkü Toddlers yaşında çocuk zihni, muhakeme becerisi ve strateji yaratma yeteneği yetişkin gibi gelişmiş değil. İlkel, tek yönlü, bir boyutlu.. Action-reaction / Etki-tepki.. Karnım acıkır, yer doyarım; çişim/kakam gelir ya yaparım ya da birazcık tutarım, korkarım anneme sarılırım, babam kızar üzülürüm, canımı yakarsan ben de sana vururum vs vs..’Şöyle yapsam, böyle desem bu olur’ gibilerinden olasılıklar üretmek yoktur, düzdür her davranış, hesaplanmamıştır. Ama mevcut olayın üzerinden biraz zaman geçince veya Ali örneğindeki gibi ertesi gün yaşanan deneyim ve ona bağlı olan duygu unutulmayabilir.

Biz ebeveyn olarak önce kendimizdeki yanlış davranışları görelim ve düzeltmek için çaba gösterelim. Hata yapalım ve yapmaktan korkmayalım. Ben çok eminim ve sizin de içgüdüsel olarak hissetiğinizi biliyorum ki, birşeyler yolunda gitmediğinde aynayı bir kerecik olsa da kendimize çeviririz. İşte o anı yakalarsanız ya da biri size yakalatırsa bunu değişim yapmak için bir şans olarak kabul edin. Kendinizden özür dileyin, bir söz verin ve yola devam edin. Ebeveynlik yolculuğu uzun soluklu, ama her zaman yeniden başlama şansımız var. Sevgiyle kalın..

 

Öfke/Kızgınık kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 yorum

Weaning: Katı Mamaya Geçiş-2


 

 

 

 

 

 

 

“Yeseneee!! Ay içim bayıldı, mıy mıy mıy..” … “Aaa sonra ne geliyooorrr? Çikolatalı pudding!” .. “Bak öbür çocuklar nasıl güzel yiyiyor, yemezsen sana aferin yok.” … “Eda, en iyisi Ipad açalım bak bu sefer de yemedi. Açalım Murat, açalım.”

Evet, ne olmuş böyle yedirdiyseniz çocuğunuzu? Evet kandırdıysanız, rüşvet verdiyseniz, kızdıysanız, kendi saçınızı yolma boyutuna geldiyseniz, ne olmuş yani? Ben yaptım!! Ali 13 aylık olduktan sonra gerektiğinde yerde, gerektiğinde yatakta veya çocuk parkında arkasından kaşıkla koşarak yedirdim. Daha da ötesi kimi zaman o kadar çaresiz ve mutsuzdum ki, haftasonları tüm öğünleri babasına, hafta arası gerekirse yardımcı/ bakıcı ayarlayıp mutfağı öylecene bırakıp nefes alabilmek için dışarı çıktım ve tatillerimizde sabah kahvaltılarını dedesine ve diğer öğünleri anneannesine yedirttim. Ne olmuş yani? İnsanız.. Mükemmel değiliz.. Olmayalım!! Oyungrubumdaki annelere, danışanlarıma da söylüyorum: KENDİMİZE HATA YAPMA İZNİ VERELİM!! İlk defa anne-baba olmanın sorumuluğu ve yükü zaten çok ağır; bir de iç ve dış etkenlerden kendimizi kötü hissetmemizi sağlayacak baskılar peşimizi bırakmıyor.

Çocuklara yemek alışkanlığı kazandırmak, diğer her türlü eğitim alanı gibi uzun soluklu bir süreç. Uyku düzeni gibi her çocuğun ritmi ve karakteri farklılık gösterir. Ancak, “commonsense” dediğimiz sağduyumuz bize genel olarak bebeğimize hangi gıdaları vereceğimizi söyler. Kitaplar ve internette sayısız bir sürü kaynak size katı mamaya nasıl geçeceğinizi, ne gıdalar vereceğinizi anlatır ama asıl eksik yemek alışkanlığı sırasındaki problem davranışları çözme kaynakları.

Ben hem Türk usulü sebze yemekleri / köfte toplu çorbaları / hafif limonlu muhallebileri hem de İngiliz Annabel Karmel’in “Feeding your Baby& Toddler” kitabı ile yolumu buldum. Severek uyguladığım ve kesinlikle tavsiye edeceğim bu kitapta gelenekselin biraz dışında, ama çok kolay uygulanabilecek tarifler bulunuyor. 3 çocuk annesi Annabel Karmel, yemek saatlerinde son derece mızmız olan çocuklarını motive etmek amacıyla bu kitabı yazmış. İlk katı gıda denemelerinden, 7 yaşına kadar haftalık ve hatta saatlik uygulanabilecek  menü örnekleri yoğun zamanlarda hayatımı kurtardı. Maalesef Ingiltere’de birçok alanda olduğu gibi kendi başınızın çaresine bakmayı öğreniyorsunuz. Çocuk doktoru özel ya da devlet, size ne yedireceğinizi söylemiyor. Ve hatta hastalanınca, ishal veya mide bakterisi kaptığında deneyimli bir doktora denk gelirseniz çoook şanslısınız. Bunu şu sebeple söylüyorum: benim bu yazıyı yazmadaki amacım neden yanlış yedirdiğimiz üzerine veya ne kadar sebze eksik kaldığı değil, ancak 13 aylıktan itibaren ortaya çıkabilecek yeme davranış bozuklukları üzerine yazmak. Doğru kaynakları okumak, araştırmak ve yardım almak ama en önemlisi istikrarlı ve dayanıklı olmak birinci & en temel yöntem.

Yazının başında Ali’nin bir aralar sabah kahvaltısını nasıl yediğini gösteren bir resim koydum. Evet, yanlış görmediniz, kürdanla minik adımlarla yiyiyordu. Ali ile öyle zamanlarımız oldu ki, bağımsız ve bireysel olmak adına en sevdiği tostları tükürmeler, yemek masasına koyduğumuzda sanki etini büküyormuşuz gibi cıyaklamalar ve tabii ki tabağı devirip içindekileri yere atmalar yaptı. Her seferinde direk yüzümüzün şekline, gözümüzün derinliklerine ve sesimizin tınısına baktı. Anne ve babası olarak nasıl tepki verdik, ne söyledik ve gözümüzü nasıl devirdik ona odaklandı. Her seferinde dayanıklı olmamız mümkün değildi. Bir gün birimizin kaşları düşmüşken bir başka sefer diğerimiz mutfağa sessiz gözyaşları içerisinde gittik. Ama eşler olarak birbirmizi eleştirmek ve kızdırmak yerine, olayları çözmek için beraber hareket etmeye karar verdik. Yeni ve değişik yöntemler için vazgeçmedik, büyüklerimize danıştık ve kaldığımız yerden “mutlaka birşey işe yarar” dedik. Belli bir konu ile danışanlarım geldiğinde biraz sohbetten sonra diğer kişinin, eşin ne düşündüğünü ve konuya nasıl yaklaştığını bilmek isterim. Eşlerin aynı yolda ilerlemesi ve ortak paydada karar kılmaları çok önemli. Unutulmamalıdır ki, buradaki konu sizin eşinizle olan güç kavganız veya söz üstünlüğünüz değil, bebeğinizin/ çocuğunuzun halledilmesi gereken konusudur.

Yemek alışkanlığındaki zor zamanların bir diğer işe yarar yöntemi değişim geçiren minik bireye izin vermek. İlk tepkilerini daha baştan katı uyarışlarla sınırlamak ve büyük tepkilerle “hatalı” kabul etmek ve fiziksel olarak uyarmak, bebeklerin beyninde otomatik olarak stres hormonu Cortisol’u etkinleştiriyor. Sürekli devam ettirildiğinde, bebeklerin ve çocukların Cortisol seviyelerinin normale dönmesi her geçen sefer daha da uzun sürede oluyor. Sağlıklı olan tepki vermesidir, lütfen buna şaşırmayalım ve kızmayalım. Ne zaman bir davranışı kabul etmemeliyiz, özellikle yemek saatlerinde? 22-23 aylık çocuğumuzun 3 uyarımızdan sonra hala yemeği öfkeyle, sinirle yere atması; size tükürmesi veya şiddet göstermesi halinde. Neden 3 sefer, çünkü ilk sefer bir denemedir. İkinci sefer, uyarınızı alması için bir fırsattır ve son uyarıda istemediğiniz davranışı kesmesi için harekete geçeceğinizi bildirmiş olursunuz.

Bir sonraki yazımda, özellikle örneklerle yöntemleri ve hangi durumlarda nasıl hareket etmeniz gerektiğini detaylı yazacağım. O zamana kadar bana şans dileyin, çünkü şu sıralar Ali’nin yeni tatlar denememek üzerine verdiği mücadeleyi ve haykırışları anlamaya & onu rahatlatmaya gidiyorum 🙂 🙂

 

Yemek Alışkanlığı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 yorum

Hangisi Senin Hikayen?

Bebeklerde Uyku Düzeni ve Düzensizlikleri Hakkında Yaşanmışlık Hikayeleri…

Yerde şişme botta yatmalar… Elini parmaklıklar arasından sokup kangren olmalar.. Susturmaya çalışırken daha yüksek sesle ninni söyleyip hem ağlama hem de gülme krizine girmeler… Bitmeyen masallar, son kez su istemeler ve daha neler  neleerrr.. Ya da çarşafta sallarken bebeği beyin üstü yere düşürmeler.. Hangisi senin hikayen?

Bu ay uyku üzerine detaylı bir araştırma yapıyorum. Çok sık gündeme gelen, hepimizi tepeden tırnağa geren, birçok yöntem denemek isteyip deneyip ve aslında ne yapacağımızı bilmediğimiz bu hassas ve önemli konu üzerine sizlerin paylaşımlarınızı bekliyorum. Lütfen ve lütfen açıkyüreklilikle, sanki kendi günlüğünüze yazıyor gibi yazın. Siz paylaşın ki, birilerinin karanlık tüneline ışık olun.

Bana eda@akademibaby.co.uk’den ulaşabilirsiniz..

Gönderilen e-mailler ve kişi detayları hiçbir şekilde izinsiz olarak paylaşılmayacaktır. Buna ek olarak, sadece kendi e-mail hesabımda ve yalnız kendi tarafımdan okunacaktır. Şimdiden teşekkürler..

Bebek, Çocuk, Uyku kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Weaning: Katı Mamaya Geçiş – 1

 

 

 

 

 

 

 

“Nerden başlasam, nasıl vereceğim, ya sevmezse?… Arkadaşım meyveyi önce verme dedi, sonra çocuk sebze yemezmiş… Kızım çorbaları çok seviyor ama pütürük oldu mu ağzından çıkarıyor… Boğazına kaçar diye bütün yemekleri 2 yaşına kadar blender’dan geçirdik, oğlumuz şimdi hiçbir yemeği tam püre halinde olmadan yemek istemiyor… Aaah aahh! Nerde o canım pırlanta gibi çocuk, çöp koysan önüne yerdi. Ne değişti bilmem ki?… Bıktım! Hala masada mızmızlık, hala çığlık çığlığa kavga etmeler; varsın aç kalsın!… Ölecek bu çocuk; 2 gündür sadece salatalık ve su böreği yiyiyor. Evet hasta nezlesi var ama yemesi lazım, öyle değil mi?”

Tamam… Tamam… Telaş yok.. İlla sizin katı gıdaya geçişiniz böyle olacak değil ya! Ama tabi birazcık zorlanmak da işin cabası. Ne de olsa ilk defa annesiniz-babasınız ve ilk defa yeni bir beceri elde ediyorsunuz. Onun için sakin, olumlu ama bilinçli olalım. İşte o zaman geldi!! Kendi başına oturabilen ve çevresiyle artık çok ilgilenmeye başlayan bebeğiniz elinizde ne görürse almak ve tadına bakmak istiyor. Gözbebekleri kocaman olup heyecanlı heyecanlı cıvıldamalarla ve tabi ki ağız dolusu salgıyla yeni bir deneyime hazır. Weaning Avrupa’da bir bebek için inanılmaz bir gelişim evresi olarak kabul ediliyor. Aileler tarafından yürümeden önce bile ayakta alkışlanan bu evrenin çocuk tarafından ilk ipuçlarının verilmesi, en önemli başarılardan biri olarak kabul ediliyor. Kısacası, çocuğun yeni bir deneyime ilgi göstermesi ve seçim yapması çoğu uzmanlar tarafından ‘bilincin’ oluşmasının bir göstergesi.

Türkçe anlamı ‘Sütten Kesmek’ olarak çevrilse de buradaki asıl amaç katı mamaya giriş yapmak. Google translation ve daha birçok yayın bu şekilde bahsediyor ancak birçok 5 aylık bebek ilk elma veya havuç pürelerini yemeye başladığında hala yanında sütü tüketiyor, ki zaten tüketmeli. İngiliz Sağlık Bakanlığı Mayıs 2013’te yayınladığı bir bildirgeye göre, ilk 6 ay boyunca anne sütü veya Aptamil vermenin en sağlıklı yöntem olduğunu ve buna göre katı mamaya geçişin 6.aydan önce olmaması gerektiğini öneriyor. Türkiye’de de uzmanlar yine ilk 6 ay kesintisiz anne sütü veya Aptamil, daha sonra 4.aydan itibaren ilk tatların verilebileceğini söylüyor. Elbette fiziksel olarak çiğneme-yutma ve sindirim organları üçgeninin olgunluğu çok önemli ve onlarsız zaten gelişim mümkün değil. Bunun yanında ailevi, kültürel ve geleneksel yaşantılarımız da bize kendi bebeğimize ne zaman başlayabileceğimize dair bir yol gösteriyor.

Bebeğinizi kaşıkla beslemeye başladığınızda kısa sürede aslında onun neleri sevip sevmediğini keşfedeceksiniz. Genellikle kocaman ağzını açma veya dilinin ucuyla buruşuk bir suratla pütürük şeklinde dışarıya tükürme iki baş ipucu.“Baby Led Weaning” yazarı Gill Rapley göre bebekler ne kadar yiyip yiyemeyeceklerini, ne kadar hızla tüketebileceklerini ve ne zaman kontrolü ele alacaklarını çok iyi biliyorlar. Rapley, buna DIY: Do It Yourself- Kendi Kendine Yap yöntemi diyor. Ayrıca, mutlaka ve mutlaka yemek yemenin ortak alanda & mümkünse aceleye getirmeden yapılmasını öneriyor. Bebeğinizi mama sandalyesine oturtarak ona nasıl yemek yendiği konusunda model olabilirsiniz; önüne koyduğunuz kendi çatal veya kaşıklarıyla da kontrolü ona vererek cesaretlendirip motive edin.

Her zamanki gibi annenin sabrının ve bebeğiyle olan iletişiminin sınandığı bu evrede Kazan-Kazan durumu yaratmak çok mümkün!! İkinci bölümde ağırlıklı olarak ilk katı gıdaya geçiş yöntemleri, biraz da olsa menü örnekleri ve bolca yemek alışkanlıklarında karşılaşılan problem davranışlar üzerine yazacağım. Sevgiyle kalın…

 

Bebek, İletişim, Yemek Alışkanlığı kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | 2 yorum

Çin Mutfağının Mucizesi

2 haftada bir toplandığım eski hamilelik grubumda mutlaka gündeme gelen konulardan bir tanesi Çin mutfağının çocukların yemek yeme alışkanlıkları üzerindeki mucizevi etkisi. Haftada 2 kere, bir hafta içi bir de haftasonu olmak üzere müdavimi olduğumuz Miso veya Wagamama restoranlarını anlatmakla bitiremiyorum. Diğer annelerin de favorisi olduğunu duyunca havalara uçtum; malum “Onlar da gidiyormus.. Onlar da yapıyormus…” gibilerinden cümleleri aidiyet psikilojisinde yaşamak ilk kez anne olmakla ilgili kaçınılmaz bir faktör.
Noodles makarna gibi olduğu için Ali kendince bir isim taktı ona: ‘Snake Makarna’. Snake Makarna yemesi eğlenceli ve çok kolay, ister Wagamama’daki küçük çin çubuklarıyla ister elle. Soslar bizim Türk mutfağımıza biraz uzak ama en azından Hint yemekleri kadar baharatlı veya Amerikan mutfağı kadar yağlı değil. Özellikle Oyster & Garlic (istiridye / sarmısak) sosunu Blackbean’e karşı (karafasulye galiba hahahah) şiddetle tavsiye ederim. Ama yemeği en cazip kılan, minikleri saatlerce oyalayan ve tabii ki anne ve babaların da yemeğini bir cennet bahçesine dönüştüren etken Edamame Fasülyeleri!! Buharlanmış ve sonradan tuzlanıp getirilen fasülyeleri açmaya çalışmak çocuklar için çok eğlenceli. 12 aylıktan itibaren (daha güvenli olabilir diye diyorum, her aile için verme yaşı farklı olabilir çünkü) çok çok uygun ve besleyici. Şimdilerde Ali, Karidesli Cips’lere de bayılıyor, biraz yağlı ama yine de piyasadaki diğer kızartmalara kıyasla tercih edilir diye düşünüyorum.
Dışarda yemek yemek alışkanlığı her aile için “Popüler Dertler” kategorisinde olabilecek bir durum. Ailenin sosyal paylaşımı ve evde yemek pişirme derdinin kalkması açısından bir kolaylık(!) olduğu kadar kolaylıkla negatif tarafa da gidebilir. 18-24 aylık mininkler için biraz daha sıkıntılı olabildiği birçok araşatırmada ortaya çıkmış. Ancak, biz pozitif çıkarımlara yoğunlaşalım ve dışarı ailecek çıkmayı kolaylaştırabilecek Çin Mutfağı seçeneğini yabana atmayalım.
Anne-Baba Tutumu, Yemek Alışkanlığı kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın