Kendi Başına Oynamak

playBu öğleden sonra çalışma odamdayım, 4 yaşına yaklaşmakta olan oğlumun kızgınlıkla üzerime kapadığı kapıyı geri açıp açmamayı düşünüyorum. Arka planda dinlediğim müziğin sesini iyice kısıyorum ki, kapının arkasından onun ne yapıp yapmayacağını az çok duyabileyim. Ona biraz zaman ve alan vermeliyim. 5 dakika içerisinde tekrar geri geleceğini ve yarım kalan konuşmamızı devam ettireceğini de bildiğimden, sakince kafamı temizlemeyi sürdürüyorum. Sessiz ve sakin kalmam çok önemli, bir o kadar da kararlı ve istikrarlı.

Herşey “Artık biraz kendi başına oynama vaktin geldi” cümlesini söylemekle veya komutunu vermekle başlıyor. Ben “Haydi, bir oyuncak seç ve ben şimdi içerde odamda kitap okuyorum/bilgisayarda çalışıyorum vs” dedikçe oğlum hayal kırıklığı içinde benden ayrı kendi başına oynamaktan kaçınıyor. Aynı kısır döngü içerisine, derine kadar giriyoruz, çıkmak için ikimiz de çabalıyoruz. Kimin en tepeye çıkacağı yarışında değiliz, en azından ben o noktaya tırmandırmak istemiyorum diyaloğumuzu ama Ali ister istemez kendi isteğinin olması için diretiyor. Kendi isteği şu: birisinin onunla oynaması. “Kendi kendine oyun kurmak, kendi başına oynamak” kavramları üzerine hem çok düşünüyorum şu aralar, hem de gerçekleşmesi için gün be gün bekliyorum. Ödül yöntemleri, motive edici teknikler, istikrarlı ve teşvik edici ses tonları; nereye kadar?… “Yakında öğrenir, bu günler de geride kalacak” tavsiyelerini anlamsız bulmuyorum ama benim durumumu çözmüyor. İlk zamanlar, destekleyici olup zaman ayırmak zor gelmiyordu ama şimdi kendime vakit ayırıp bitirmem gereken işleri yapmak istediğim bir dönem.

“Hata bende mi acaba? Hep yanındaydım, oyun kuraraken hep birlikteydik, onunla oyun oynamak eskiden yormazdı.” dediğim zamanlar şu aralar daha çok. Sonra düzeltiyorum kendimi: Ne Hatası? Hata olarak bakmak otomatik olarak beynimizde başarısızlık sonucunu getiriyor ve buna odaklanıyoruz. Benim asıl odaklanmam gereken benim başarısızlığım mı, Ali’nin sınır ve limitleri zorlaması mı yoksa bu deneyimin de bir süreç olduğunu ve her ikimizin de öğreneceği birşeyler olduğunu hatırlamak mı? Ali biraz kızıyor, biraz bozuk atıyor, biraz ağlıyor, çokça söyleniyor ve ben bu süre içinde kararlılığımı sürdürüyorum. İşe yaradığını düşündüğüm kısmı: bağırmadan, yanlış alanlara kızmadan, kişiselleşmeden kararımın arkasında durmak. O da şu: daha önce Ali’yle oynadım ama şimdi kendime ayırdığım zamandayım. İşe yaramadığını düşündüğüm kısmı: 2 haftadır her gün aynı yoldan geçiyor olmamız. Ne zaman, ne zaman mucize gerçekleşecek diye bekler oldum. Sonra hatırlıyorum ki, yetişkinlerde yeni bir davranışın veya tavrın oturması en az 21 gün sürüyorsa, çocuklarda aşağı yukarı aynı olabilir. İstatistiklere veya araştırmalara bakmadım, elbette bilimsel detaylı açıklamalar vardır, aslında bakmak için kendime bir not yazayım 🙂

Zamanınız benim çalışma odasında işimle uğraşmamla, Ali’nin odalar arası gezinmesi veya salona giderek birşeyler denemesiyle ve arada gelip bana kızgın kızgın bakışlarıyla 1 saat sürüyor. Sonunda evdeki bu havanın değişmesi için, bahçeye çıkmanın veya sokakta hava almanın hem benim hem de onun yararına olacağına karar veriyorum. Evden işlek caddeye Scooter’la giderken veya cafe’de verdiğimiz ufak molada bir sıkıntı yaşamamanın verdiği rahatlıkla 1-1,5 saat sonra eve dönmeye hazırız. Markete uğrayıp birkaç ufak eksiği almak için hala zamanımızın olması da moral verici. Markette Scooter’la dolaşmak biraz iddialı gibi gözükse de hallediyoruz; taa ki kasada ödeme sırası bize gelene kadar…

Ali ilerlememek için diretiyor, ben bir yandan para ödeme bir yandan ona laf yetiştirme derken elimdeki krema kartonu yere düşüp etraf batıyor. Etraftaki herkes anlayışlı, ben dahil 🙂 Ama Ali’yi ilerletmek ve mareketten çıkmak konusunda hala başarısızım. Ali’nin isteği daha ileride “birşeye bakmak”. O birşey ne, dinleyemiyorum. “Haydi Ali, ilerle artık bak arkadaki müşterilerin sırası geldi ve rahatsız oluyorlar” dediğim de, “Umurumda değil” cevabı sinirimden kıpkırmızı yapıyor suratımı. “Peki o zaman, ben gidiyorum, sen bilirsin” diyerek cesurca kapıya hamle yapıyorum ve Ali arkamdan geliyor. Ama aramızda sürtüşme çıkmamasına özellikle dikkat ediyorum, alttan alıyorum çünkü önümüzde yürümemiz gereken 20-25 dk’lık bir mesafe var. Biliyorum ki yolda Scooter’la hız yapmak isteyecek, ben arkada kalıp konutlar vereceğim ve eve ulaştığımızda akşam yemeğine kadar birkaç basamağımız daha var. Yola çıkıyoruz, soğuk hava inanılmaz iyi geliyor ikimize de, “Cool down” oluyoruz.

Kaldırımlarda Ali birkaç defa “Anne mutlu musun?” diye soruyor, bir başka deyişle “Herşey yolunda mı? Bana hala kızgın mısın?”.. Cevabım net ve abartısız: “Marketteki davranışını pek beğenmedim Ali, o şekilde konuşman pek hoş olmadı.” Ali sözleri için özür diliyor, özürünü kabul ediyorum, yürümeye devam ediyoruz. Eve vardığımızda, herşey yolunda, Ali legoları ile oynamak istediğini söylüyor. Odasına gidip kutudan Lego’ları bulduğunda karışmıyorum ve açıkçası sadece uzaktan bakıyorum. Onu odasında kendi haline bırakıp, “Aa ne yapıyorsun, kendi başına mı oynuyorsun? Aferin!” bile demeden, ortaya çıkıp dikkatini üzerime çekmemek için, çalışma odama dönüp yazımın geri kalanını bitiriyorum.

15 dk sonra, şimdi Ali karşımda, İPad’deki sevdiği puzzle’lardan birini kendi başına, arada “Anne, olmuyor, yapamıyorum.” gibi kısa cümleler kurarak, yapıyor. Ali belki bugün yaşadıklarının bir kısmını unuttu, bir kısmını hatırlıyor ama kesinlikle “kendi başına oynama” becerisini gerçekleştirdi. Ben de akşam gerçekten kendi başıma kaldığımda, tüm günün analizini tekrar düşünüp hem kendi tepki ve davranışlarıma hem de Ali’ninkilere tekrar bakacağım. Ne de olsa yarın haftasonu ve aynı deneyimi yaşama olasılığımız çok yüksek…

Bu yazı Öfke/Kızgınık, Oyun kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.